Yaratılış 23:2

Sara, Kenaan ülkesindeki Kiryat Arba’da (Hevron) öldü. Avraam Sara’yı methetmek ve onun için ağlamak üzere geldi.

Akeda’dan sonra Avraam Beer Şeva’ya geldi, fakat Sara’yı orada bulamadı. İnsanlar ona, Sara’nın oğlunu aramak için Hebron’a gittiğini söylediler. Avraam Hebron’a ulaştığında Sara’nın öldüğünü öğrendi.
Başka bir görüşe göre ise Yitshak, önce Sara’nın yanına gitti ve ona Akeda’da olan her şeyi anlattı. “Eğer melek gökten seslenmemiş olsaydı öldürülmüş olacaktım” dedi. Bu düşüncenin kendisi Sara’nın ölümüne sebep oldu.¹³


Aslında Sara, Avraam’ın Yitshak’ı öldürmek istemesinden dolayı üzülmedi. O büyük bir sadık (tsadik) idi ve Tanrı’nın hükmünü Avraam gibi sevinçle kabul ederdi. Ancak Avraam’ın, bunun Tanrı’nın emri olduğunu ona bile söylemeden Yitshak’ı öldürmeye hazır olmasını duyunca çok incindi. Yitshak’ı çok seviyordu ve geri dönüşü olmayan bir şey yapılmadan önce, bu mesele iyice araştırılmalıydı. Tanrı’nın yalnızca Yitshak’ı sınamak istediğini fark edince, Avraam’ın aceleciliği yüzünden oğlunun boş yere öldürülebileceğini düşündü.¹⁴


Tora, “Avraam Sara için ağıt yakmak üzere geldi” der, “Avraam geldi ve Sara için ağıt yaktı” demez. Bu, halkın Avraam’ı beklediğini ve o gelene kadar Sara için ağıt yakmadığını ima eder.¹⁶ [Çevirmenin notu: O dönemde ağıt, cenaze töreninin ana kısmını oluşturuyordu. Bu, Sara’nın cenazesinin Avraam gelene kadar ertelendiği anlamına gelir.]


Sara, 2085 yılının Tișri ayında (M.Ö. Eylül 1677) 127 yaşındayken Hebron’da öldü.¹⁷


Yas

Tora’nın “Avraam Sara için ağıt yakmak ve onun için ağlamak üzere geldi” ifadesi gereksiz gibi görünebilir. Avraam’ın Sara’dan nefret etmediği biliniyorsa, burada olağanüstü olan nedir? O öldüğünde mutlu mu olmalıydı? Elbette üzgündü, özellikle de Sara’nın Yitshak için çok acı çekmesine rağmen oğlunun evlenip ona torun vermesini görememesinden dolayı. Ayrıca Sara’nın ölüm anında yanında olamaması da onu derinden üzüyordu. Bu sebepler bile onun ağlaması için doğaldı.


Bununla Tora, iyi bir insan için yas tutmanın ve ağıt yakmanın ne kadar önemli olduğunu öğretir.¹⁸
Bir insan, erdemli birinin ölümü için bir damla gözyaşı dökerse, Tanrı bu gözyaşını sayar ve hazinesine koyar. Bu kişi bunun karşılığında bol ödüllendirilir.¹⁹


Eğer bir kişi bir rabbinin veya iyi bir Yahudi’nin cenazesine katılmayı ihmal ederse, ömrü kısalabilir. Hatta diri diri gömülmeyi hak eder. Cezanın “suç”a uygunluğu budur.²⁰


Eğer bir kişi haklı bir sebeple cenazeye katılamıyorsa, Tora’daki bu bölümü ve bizim yorumlarımızı okumalıdır; çünkü burada yas kavramı ayrıntılı olarak tartışılmıştır. Ayrıca Vayikra 10:6’daki açıklamalarımıza da bakmalıdır; orada bu konu daha ayrıntılı ele alınmıştır.


Yehoşua öldüğünde, insanlar onu doğru düzgün yas tutmadıkları için büyük bir deprem birçok kişiyi öldürmekle tehdit etti. Davud döneminde, Şaul için gerektiği gibi yas tutulmadığı için ciddi bir kıtlık ve salgın oldu. Bilgelerimiz, erdemli biri için yas tutulmazsa ceza olarak kişinin çocuklarının alınabileceğini öğretir.²¹


Bu mitsvayı (emri) yerine getirmek için her iyi Yahudi çaba göstermelidir. Bir insan, iyi birinin öldüğünü duyduğunda, onu tanımıyor olsa bile, bu kişinin erdemli olduğunu ve dünyaya iyilik getirdiğini bilmelidir. Bu nedenle ölümüne üzülmeli ve ona saygı göstermelidir.


Bu durum özellikle ölen kişi bir Tora bilginiyse daha da geçerlidir. Onun kaybına üzülmeli, ağıt yakmalı ve yas tutmalıdır.²²


Bir sadık (tsadik) öldüğünde de yas tutulmalıdır. Gerçi sadık daha yüksek bir varoluş seviyesine geçmiştir ve onun için bir kayıp söz konusu değildir, ama geride kalanlar kaybeder. Bir elmas her yerde elmas olarak kalır; yine de sahibi onu kaybettiğinde üzülür. Aynı şekilde, bir sadığın ölümünde de yas tutulmalıdır; çünkü geride kalanlar, kendileri için aracılık edebilecek birini kaybetmiştir.²³


Bir bilge öldüğünde, onu tamamen yerine koyabilecek biri yoktur. Talmud, bir sadık ölmeden önce bir başkasının doğduğunu, “Güneş doğar ve güneş batar” (Kohelet 1:5) ayetinden çıkararak öğretir. Bir sadığın güneşi batmadan, başka bir sadığın güneşi doğar; aynı gün başka bir sadık doğar.²⁴ Yine de ölen bilge için gözyaşı dökmek gerekir. Herkes Tora’daki payını Sina Dağı’nda aldı ve bunu sadece o bilgeden öğrenebiliriz. O öldüğünde, öğretileri de kaybolur.²⁵


Ayrıca yeni doğan sadık, ölenin yerini tamamen dolduramaz. Dünya sürekli olarak aşağıya doğru gitmektedir; nesiller arasındaki fark çok büyüktür.


Dahası, yeni doğan sadık, ilkinin öldüğü yerde doğmayabilir. Bir sadık batıda ölmüşken, başka bir sadık aynı gün doğunun uzak bir yerinde doğabilir. Batıdaki insanlar, mücevherlerini kaybetmiş olurlar.
Yeni sadık, ölen kadar büyük ve aynı yerde doğmuş olsa bile, olgunlaşıp tam gücüne erişmesi yıllar alır. Bu arada insanlar bir koruyucudan yoksun kalır.


Bir bilge ya da sadık için yas tutmamızın sebebi, onun ölmesi değil, bizim onun sağladığı faydaları kaybetmemizdir. Hayattayken insanlara Tora öğretti, onları iyiliğe teşvik etti ve günahtan uzaklaştırdı. Aynı zamanda çağdaşları için yukarıda aracılık edebilirdi. O öldüğünde tüm bunlar kaybolur ve yeni sadık olgunlaşana kadar dünya ıssız kalır. Bu nedenle ölen sadık için yas tutmak uygundur.²⁶
Asıl amaç, insanların uyuyan kalplerini uyandırmak ve yollarını düzeltmelerini sağlamaktır.

Bir zamanlar birçok ülke üzerinde hüküm süren büyük bir kral vardı. Krallığının birinde, memleketi olan uzak bir şehir vardı. Bu şehirde savaşta hiç yenilgi almamış bir general yaşıyordu. Bir gün birçok kral, bu şehre saldırmayı planladı. Halk haberi alınca krala acil bir mesaj gönderdi; ondan büyük bir ordu göndererek kendilerini düşmanlardan korumasını rica ettiler.


“Hiç yenilmemiş bir generalimiz olsa da şimdi birçok kralın birleştiği bir ordu bize doğru geliyor. Bu savaş daha önce yaşadığımız hiçbir savaşa benzemiyor” diye yazdılar.


Kral mesajı okur okumaz adamlarını şehre gönderdi ve generali saraya getirmelerini emretti. Halk, generallerinin alınıp sarayda tutulduğunu duyunca şaşkına döndü. “Kral sadece destek göndermemekle kalmadı, generali bile elimizden aldı! Bizi acı çekmeye terk etti. Kesinlikle yok edileceğiz! Kendi memleketine nasıl bu kadar zalimce davranır, generali nasıl bizden alır?” diye düşündüler.
Kralın niyetini anlamaya çalıştılar ama hiçbir şey çıkaramadılar. Sonunda halk, büyük zekâsıyla tanınan yaşlı bir bilgeye danıştı. Bilge şöyle dedi:


“Kralın sizi yok etmek istemediğine eminim. Size her zaman sevgi ve şefkat gösterdi. Dünyanın en iyi savaşçıları olduğunuzu biliyor. Tek sorununuz, savaşta inisiyatif almaya tembel oluşunuz. Sadece yemek yiyip içmek ve bir ziyafetten diğerine gitmek istiyorsunuz. Bu yüzden savaş için kendinizi düzgün eğitmiyorsunuz; tamamen generalinizin stratejisine bel bağlıyorsunuz. Onun becerisine o kadar bağımlısınız ki, savaş sanatını tamamen unuttunuz.


“Düşmanlarının hepsinin size saldırmak üzere olduğunu gören kral, en akıllıca olanı yaptı. Eğer savaşı generalinize bıraksaydı, kesinlikle öldürülürdünüz. Arkasında iyi bir ordu olmadan onun tüm becerisi bu kadar güçlü bir ittifaka karşı bir işe yaramazdı. Eğer general burada olsaydı, her şeyi ona bırakırdınız.
“Kral, generali götürerek yapılabilecek en doğru şeyi yaptı. Artık savaşta inisiyatif almak zorundasınız. Doğru çabayı gösterirseniz zafer kazanabilirsiniz. Sayıca az olsanız da çok daha iyi savaşçılarsınız.”

Halk bunu duyunca yüreklendi. Kendilerini eğitmeye ve savaş stratejisi geliştirmeye başladılar. Düşman geldiğinde zafer kazanmayı başardılar. O zaman düşmanlarından korkmakta ve generallerine aşırı bağımlı olmakta hata yaptıklarını anladılar.²⁷

Kral, Tanrı’yı; uzak şehir ise göklerden çok uzak olan maddi dünyayı temsil eder. General, yaşadığı dönemdeki bilge ya da sadıktır. İnsanlar sadığın ne kadar büyük olduğunu görünce rahatlar ve tamamen ona bağımlı hale gelirler. Onun erdeminin kendilerini her türlü felaketten koruyacağını varsayarlar.

Kendileri mitsvaları titizlikle yerine getirmez, kötülükle mücadele stratejileri geliştirmezler. Tanrı’nın yardım etmesi için sürekli dua etmezler. Günah işleseler bile kendilerini güvende hissederler; sadığın onlar için aracılık edeceğini düşünürler; çünkü onun gece gündüz oruç tuttuğunu ve Tora çalıştığını görürler. Bu durum öyle bir noktaya varabilir ki Yahudiliği bırakırlar ve Tanrı’nın yollarını unuturlar.


Bu ise büyük bir hatadır. Her Yahudi’nin kötülükle savaşma gücü vardır. Başkasına bağlı olmadan, kendi erdemiyle iyi bir Yahudi olabilir ve iyilik elde edebilir. İnsanlar kendi kaynaklarına güvenmeyi unuttuğunda tüm kötülük güçleri onları günaha sokmaya çalışır.


Bu nedenle Tanrı sadığı alır. Niyeti halkın tövbe etmesidir. Her biri kötülükle savaşırsa mutlaka galip gelirler. İnsanlar ihtiyaç içindeyken bu konuda çok iyi savaşçılardır.


Ölümün kaçınılmaz olduğunu ve insanoğlunun ölümlü olduğunu unutmamak çok önemlidir. Her birey bunu her gün dikkatle düşünmelidir. Kendi ölümünü düşünmeyen bir insan, kasaba götürüleceğini bilmeden yiyip içen bir inekten farksızdır. İnsan, sonunu tefekkür edebilir. Bu, onun kötülükle savaşında çok yardımcıdır.²⁸

Kusursuz bir sadık asla ölmemelidir. Onun ölmesinin tek nedeni, neslinin günahlarıdır.
İnsanlar Yom Kipur’da tövbe ettiğinde, günahları bağışlanır. Bir sadığın ölümü de, bir insan tövbe ettiğinde istemeden işlenen günahları bağışlatır; tıpkı bir hatat (günah sunusu) gibi. İsrail’in koruyucusu Mikail meleği, sadığın ruhunu alır ve onu gökteki sunakta bir kurban olarak sunar.²⁹


Bu sadece Eretz Yisrael’de değil, sadık nerede ölürse ölsün geçerlidir; o, neslinin günahlarını bağışlatır.³⁰ Bu, günahsız, tertemiz her insan için de geçerlidir. Onun ölümü bir kurban gibidir. Tek şart, ruhsal kusurlarının olmamasıdır; çünkü kusurlu bir kurban kabul edilemez.³¹


Tanrı dünyada kötü insanlar olduğunu görünce, dünya hakkında bir hüküm verir. Bir insan ölüm cezasına çarptırıldığında, ruhu alınır ve bedeni kalır. Dünya genelinde sadıklar ruh gibidir, diğer insanlar beden gibidir. Dünya, günahları nedeniyle “ölüm”e mahkûm olduğunda, onun “ruhu” olan sadık alınır ve “beden” olan diğerleri kalır. Böylece bir bedenden ruh alınmış gibi olurlar.³²

Yaşayan bir sadık dünyadayken Din (Adalet) Niteliği’nin gücü olmaz ve dünyaya bir kötülük gelmez. Onun liyakati kendi kuşağını korur. Ama insanlar Tora’yı görmezden gelip cezayı hak ettiklerinde, İlâhî Takdir sadığı aradan çeker ve Tanrı da kötülere hak ettikleri şekilde intikamını uygular. Sadık, bu kötülüğe tanık olmasın diye ölür.

Bir sadığın ölümü iyi de olabilir kötü de. Bu bize bağlıdır. Bazen bir sadık öldüğünde, insanlar onun için yas tutar ve ayrılışına üzülür. Rehavet uykusundan uyanır, günahlarının onun ölümüne sebep olduğunu varsayarlar. Yollarını değiştirirler. O zaman sadık halk için dua eder ve Tanrı onun duasını kabul edip kötü kararı iptal eder. Böylece sadığın ölümü dünyanın yararına olur; sonuçta insanlar tevbe eder ve gelmesi mukadder olan felaketten kurtulurlar.

Ne var ki, insanlar tevbe etmedikçe bir sadığın ölümü kefaret olmaz. İnsanlar bu trajediden etkilenmiyor, onun sıradan bir doğa olayı olduğunu söylüyorlarsa, bu tamamen etkisizdir. “Zaten çok yaşlıydı, doğal sebeple öldü” ya da “ani bir kriz geçirdi, başka insanlardan farkı yok” gibi sözde açıklamalarla ölümü önemsemez, tevbe fırsatına dönüştürmezler. Bu tür asılsız gerekçelerle ölümü hafife alırlar.

Bunun sonucu olarak sadık da böyle insanlar için endişe duymaz ve onlar adına dua etmez. Tanrı’nın huzurunda aracılık eden kimse kalmayınca Adalet Niteliği güçlenir ve hak ettikleri gibi cezalandırılırlar.

Bu yüzden erdemli insanlar arasında yaşamaya dikkat etmelidir. Kişi günahkârların ve kötülerin arasında ise, onların yüzünden ölebilir. Belâlar gökten gönderilmeden önce insanlar uyarılır ve tevbe etme şansı verilir. Tanrı kötülerin ölmesini değil, yollarını değiştirmesini ister. Uyarma yollarından biri, aralarında yaşayan doğruları aradan çekmesidir. Bu, yollarını düzeltmeleri için onları uyandırmayı amaçlar. Fakat kişi erdemliler arasında yaşarsa, hak etmediği zamanlarda bile iyilik elde edebilir.

Rav Hisda’nın başlangıçta kötü insanlar arasında yaşadığı ve çok fakir olup tüketici hastalıklardan mustarip olduğu anlatılır. Yer seçimindeki etkileri görerek bilginlerin yaşadığı Sepphoris’e (Tziporei) taşındı. Orada malda ve bilgide pek çok fayda gördü. Tora bilgisi çok arttı. Şöyle derdi: “Ne elde ettiysem, iyi insanlar arasında yaşadığım için elde ettim. Tanrı onlara iyilik vermek için üzerlerinde gözeticidir.”³³

Bu, “Doğru kişi kaybeder ve kimse bunu kalbine koymaz. Sadık insanlar anlaşılmadan alınır. Kötülük gelmeden önce sadık alınır” (Yeşaya 57:1) ayetini açıklar.


“Kötülük gelmeden önce sadık alınır” ifadesi iki şekilde yorumlanabilir. Birincisi: Sadık, kötülük yüzünden—neslin günahına kefaret olsun ve kötü karar iptal edilsin diye—alınır. İkincisi: Sadık, kötülük isabet etmeden önce alınır; yaklaşan kötü karardan acı çekmesin diye Tanrı sadığı yanına alır. Her iki açıklama da doğrudur; hangisinin gerçekleşeceği insanların tevbe edip etmemesine bağlıdır.

Peygamber, halkı azarladı: Bir sadığın öldüğünü görüyorlar ama aldırmıyor ve tevbe etmiyorlardı. Sadece ilk açıklamanın geçerli olduğunu—sadığın ölümünün bütün belâları önleyeceğini—varsayıyorlardı. Oysa sadığın ölümü tek başına yetmez; onların da yollarını değiştirmesi gerekir. Yoksa ölümü onlara bir fayda sağlamaz.

Bu yüzden peygamber “doğru kişi kaybeder” dedi. “Kaybolur” değil, “kaybeder.” Ölümü boşa gittiği için kaybeder. Yaşasaydı, ibadet ve iyi amelleriyle Gelecek Dünya’da daha çok liyakat kazanabilirdi. Fakat halk tevbe ederse onun ölümü boşa gitmez; sadık da kazanır, çünkü kararı iptal eden odur.³⁴

Bir kişi bir sadığın ölümü için üzüldüğünde günahları bağışlanır. İşte bu nedenle Yom Kipur’da, Harun’un oğullarının ölümüyle ilgili bölümü (Aharey Mot) okumak takdir edildi. Bu iki sadığın ölümünün hikâyesini işiten cemaat üzülür; bu da günahlarının kefaretine vesile olur. Bir kişi bir sadığın kaybına, özellikle onun için gözyaşı dökerek yas tuttuğunda, Cennet’te “Günahların alındı, suçların kefaret buldu” (Yeşaya 6:7) diye ilân yapılır. Bunun yanında, bu liyakat, çocuklarının kendi ömrü içinde ölmesini engeller. Bu konuda, “Soyunu görecek, günlerini uzatacak” (Yeşaya 53:10) denir.³⁵

Burada “sadık” ya da “bilge” derken, olağanüstü derecede büyük birinden söz etmek zorunda değiliz. Bu unvan, kendisine gereken hükümleri bilen, günahtan kaçınan ve kendi payına düşen bütün mitsvaları yerine getirmeye çalışan kişiyi de kapsar. Ticarette dürüst davranır, başkalarını yanıltmaz, borçlarını vaktinde öder ve menfaati için başkasına zarar vermez. Kendi ölçüsünde böyle birine “sadık” (tsadik) denir ve onun ölümü, çağdaşları için kefarettir.³⁶

Talmud der ki: “Bir bilgenin cenazesini ihmal eden, diri diri gömülmeyi hak eder.”³⁷ Bir kişi iyi birinin ölümünde yas tutmuyorsa, açıkça kötüdür. Yine öğretilir ki, kötüler yürür ve nefes alırken bile ölü sayılır.³⁸ Bu yüzden diri diri gömülmeyi hak ederler.³⁹ Dahası, bir bilgenin cenazesini ihmal eden, çocuklarını gömer.⁴⁰ Çocuksuz kişi ise “sanki ölü” kabul edilir.⁴¹ Çocuklarını tehlikeye atan, diri diri gömülmeyi hak eder.⁴²

Bir sadık ya da bilge öldüğünde, insanlar cenazesine katılmak için her çabayı göstermelidir. Katılamayanlar evde oturup büyük kaybı tefekkür etsin. Ağlasın ve şöyle desin: “Bu değerli insanın ölmesine ben sebep oldum. Vah bana ki bunun müsebbibi oldum. Sana yalvarırım ey Tanrı, bana yollarımı değiştirme ve tevbe etme gücü ver ki kötülük beni alt etmesin.”

Sadıkların ölümünün sebeplerinden biri de Tora öğreniminin ihmal edilmesidir. Bir kişi bir bilgenin öldüğünü işittiğinde, akıllıysa her gün Tora çalışmak için bir vakit ayırır.⁴³

Bir bilgenin, Talmud’un Hagiga risalesini (bayram kurbanlarını konu alan yaklaşık 27 yapraklık küçük bir risale) çalışmayı alışkanlık hale getirdiği anlatılır. Talmud’da başka bir şey bilmediği için bunu tekrar tekrar gözden geçirirdi. Ömrü boyunca bu risaleyi çalıştı; sonunda onu mükemmel biçimde, ezbere bildi.

Yaşlı ve kimsesiz olarak öldüğünde, kimse vefat ettiğini fark etmedi. Birden odasında bir kadın belirdi ve onun için yas tutmaya başladı. Yüksek sesle ağladı; komşular toplanana kadar feryat etti. Kadın onlara, “Onun için yas tutun. Onu ağıtlarla uğurlayın. Onu onurlandırın. Bu adam bir sadıktı; Gelecek Dünya’da kollarını açarak karşılanacak. Bu sadık beni çok onurlandırdı; zihnini benden hiç ayırmadı” dedi. Kadın, bilgeyi mezara kadar uğurladı.

Cenazeden sonra insanlar adını sordular; “Hagiga” dedi. Mezarlıktan dönünce kadın kayboldu ve bir daha görülmedi. O zaman insanlar bu “kadın”ın Hagiga risalesinin ruhu olduğunu anladılar. İlâhî Takdir’in, büyüklüğünü ilan etmek için böyle olağanüstü bir vakıayı yaratmasından, bu bilgenin büyük bir sadık olduğunu kavradılar.

Yas konusunda erkekle kadın arasında fark yoktur. Her erdemli kişi için yas tutmak bir yükümlülüktür. Cenaze ve ağıt, ölüyü onurlandırmak içindir. Bu kişi Tanrı’nın sevgilisi bir dindar olduğuna ve bizim günahlarımız yüzünden öldüğüne göre, onu onun hatırı için üzülüp tevbe ederek teselli etmeliyiz.⁴⁴

Hele ki ölen bir Tora bilginiyse, herkes onu onurlandırmakla yükümlüdür.⁴⁵ Herkes onun yakını sayılır ve tümü, yürekten ve canla başla onun için yas tutmalıdır.⁴⁶

Bir bilgenin kaybına, değerli bir taşın kaybı gibi—hatta ondan çok daha fazla—üzülmelidir. Bir mücevheri kaybeden, onu yeniden bulma umuduna yine de sahiptir. Ama bir bilge kaybedildiğinde bu kalıcı bir kayıptır. Bu yüzden bir bilge için, babası, kardeşi ya da çocuğu içinmiş gibi yas tutulmalıdır.

Ölü için yas emri, onu methetmeyi ve erdemlerini anlatmayı da kapsar.⁴⁷

Tora’nın, bu bölüme Sara’yı övgüyle başlayışını da böyle görürüz. “Sara’nın hayatı yüz yıl, yirmi yıl ve yedi yıldı” (23:1) ayetindeki “yıllar” kelimesinin tekrarı, Sara yüz yaşındayken yirmisindeki kadar güzel, yirmisindeyken de yedisindeki kadar saf ve masum olduğunu öğretmek içindir. Daha önce konuştuğumuz gibi, Sara olağanüstü derecede güzeldi; iffet ve takvada da fevkalâde idi.⁴⁸

Cenazede başkalarını da yas tutmaya ve ağlamaya sevk etmek çok önemlidir. Nasıl ki bağış toplayan, bağış verenden daha büyük bir liyakate sahipse, burada da başkalarını ağlamaya teşvik eden, kendi gözyaşı dökenden daha büyüktür. Kendisi ağlamasa bile, erdemli bir insan için başkalarını hüzne uyandırdığı için ödülü çok büyüktür.

Tora, “Avraam, Sara için ağıt yakmaya geldi” diyerek bu yükümlülüğe işaret eder. Sara onun eşi olduğu için değil, “sadık Sara” olduğu için geldi. [Eşi olmasaydı da onun için yas tutardı.]⁴⁹

Tora tomarında, “ve onun için ağlamaya” anlamındaki ve-li-vhekotah (וְלִבְכֹּתָהּ) kelimesindeki Kaf harfi küçüktür; yazımda küçük (ק) olarak yer alır. Bu, bir kimse başkası için yas tuttuğunda küçük ve alçakgönüllü olması, “Bu iyi insan benim günahlarım yüzünden öldü” diye kendi kendine söylemesi gerektiğine bir işarettir.⁵⁰

Ayrıca gözyaşının “küçük” tutulması gerektiğini, aşırıya kaçmamak gerektiğini de öğretir.⁵¹

Bilgelerimiz, yakın bir akraba için yasın ölçüsünü şöyle belirlemiştir: İlk üç gün ağlama içindir; ilk hafta (şiva) yas içindir; ilk otuz gün (şeloshim) ise saç kesmek, yeni yıkanmış elbise giymek gibi bedensel zevklerden kaçınmak içindir. Bunu aşmak yasaktır; çünkü aşırılığa gidilmemelidir. Kişi bir yakın için aşırı yas tutarsa, yakında başka bir yakın için de yas tutmak zorunda kalabilir. Ölen kimse ne kadar yakın olursa olsun, kaybı metanetle karşılamalı ve Tanrı’nın hükmünü sorgulamamalıdır.

[Avraam’ın, Sara için aşırı yas tutmamasının sebebi de budur.] Ayrıca, VaYera bölümünde belirtildiği gibi, [bir görüşe göre] Akeda Yom Kipur’da gerçekleşmiştir. O hâlde Sara hemen ertesi gün [11 Tișri 2085 (M.Ö. 18 Eylül 1677)] ölmüş olurdu. Bu durumda Sukot bayramı başlamadan önce Sara için uzun süre yas tutmak için zaten fazla zaman yoktu. Bilindiği üzere Avraam, Tora henüz verilmemişken bile bütün mitsvaları yerine getirirdi.⁵²

Bu sebeple Kaf küçüktür; “küçük” yas süresine işaret eder.

Bazıları ayrıca, Avraam’ın Akeda’nın sonucu sebebiyle o kadar sevinçli olduğunu, Sara için yas tutup ağlamayı zor bulduğunu söyler. Bu yüzden normalde önce ağlayıp sonra ağıt yakılırken, Avraam tersini yaptı: Sara’yı övdü ki kendisini ağlatabilsin.⁵³